MÜZAKERE Mİ MÜCADELE Mİ?    06-04-2016


Başbakan Davutoğlu: PKK 2013 Mayıs’ına dönerse her şey konuşulabilir.
PKK silahı bırakacak, bunun başka yolu yok.
Silah bırakıldıktan sonra, niye konuşulmasın barışın şartları içinde?
O zaman siyasetin kanalı açılır.
Silah konuşmaya başlayınca siyaset hissizleşiyor.
Ertesi gün...
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Ortada müzakere edilecek de,
görüşülecek de bir konu yoktur. Terörle mücadele
son terörist imha edilene kadar devam edecek.
Ya teslim olacaklar ya da kıstırıldıkları deliklerde
birer birer etkisiz hale getirilecekler. Başka çareleri yok.
Türkiye’nin önünde artık üçüncü bir yol kalmamıştır.
Diğer yolları hep denedik.

Sizce hangisi haklı?

Verilere dayalı araştırmalarıyla bilinen RAND’ın
tam da bu soruya yanıt veren bir çalışması var: Terör nasıl bitirilir?
251 sayfalık rapor 1968-2006 arasında
faaliyetlerine son veren 404 terör örgütüne dayanıyor.
Buna göre; tarihte terör örgütlerinin sonu 4 şekilde getirilmiş:
1) Polis-istihbarat. 2) Askeri mücadele
3) Siyasi müzakere 4) Teröristlerin zaferi.
Çalışma diyor ki; Terörü bitirmede en etkili yöntem
siyasi müzakere (yüzde 43),
en etkisiz yöntem ise askeri mücadele (yüzde 7).

Dolayısıyla bilimsel verinin ışığında şu gerçekle yüzleşmek şart:
Terörist öldürerek terör bitirilemiyor.
Bu açıdan bakınca Başbakan haklı...
Ancak yüzleşmek gereken tek gerçek bilimsel veriler değil.
Bir de tecrübeler, yaşananlar var.
Çözüm Süreci boyunca devlet silahları gömerken PKK’nın
nasıl yığınak yaptığı, şehir yapılanmasını
nasıl nakış gibi işlediği ortada...
Dahası...
30 yıl boyunca yaşanan acıları unutmak değil ama
hatırlamamak üzerine bir barış iradesi kurulmuşken,
şimdi o acılar üzerine çok daha büyük yeni acılar eklendi.
Peki, buradan bakınca müzakere kapısını kapatan
Cumhurbaşkanı’na “Haksızsın” diyebilir misin?

Türkiye’nin terörü bitirme yöntemi hangisi bilmem.
Ancak bildiğim bir şey var ki; PKK,
30 yılı aşkın süredir devam eden varlığını
“taşeronluğuna” borçlu bir terör örgütü...
İşverenleri bazen Riyad, bazen Şam,
bazen Washington, bazen Berlin,
bazen Tel Aviv, bazen Moskova oldu.

Ne çözüm sürecinde ne de bugün tarihinin
en kanlı-en zalim  saldırılarını gerçekleştirdiğinde
tek merkezden talimat alan, yönetilen bir örgüttüler.
Velhasıl “işverenleri” istemedikçe böyle bir örgütle
ne müzakere ne de mücadele sonuç verir.
Bir büyüğümüzün de dediği gibi:
“Sineklerden kurtulmak istiyorsan, bataklığı kurutacaksın.”