GAZZE    16-11-2012


İlk ve son gidişimdi Gazze’ye...
3 yıl önce...
Gazze’ye girebilmek için
3 gün sınırda beklemiştim...
Niye beklediğimi bilmeden!
Baktım ki ben daha çok beklerim,
50 dolar rüşvet verip ‘kaçak’ girdim!

Bir tarafı Mısır’dan, öteki tarafı
İsrail’den kapalıydı Gazze’nin...
Uzun bir sahili vardı...
Mavi Marmara’dan sonra balıkların bile yanaşmaya korktuğu bir sahil...
Bana “Gazze nasıl bir yerdi?” dediklerinde hep aynı örneği veriyorum:
Futbol seyircisinin bir lafı var:
“Burası filanca yer buradan çıkış yok” diye...
Heh işte...
Orası Gazze aslında!
Çünkü orada sahiden çıkış yok.
Hatta sadece çıkış yok, giriş de yok!
Bir insan kendi memleketine girmek için başka bir ülkenin askerine rüşvet verir mi?
Gazzeliler veriyor.
Gazze’de yaşayan bir Filistinli, İsrail maskerine sormadan Gazze dışına çıkamaz.
Diyelim ki çıktı, bir daha giremez.
İlle girmek istiyorsa kapıdaki
İsrail askerini ‘ikna’ etmek zorunda!

Gazze’de ne kadar ‘yaşam’ olacağına İsrail karar veriyor!
Un kotayla, şeker kotayla, tuz kotayla...
İlaç, aşı, elektrik, su...
Su yahu... Allah’ın suyu!
O bile kotayla!

“Hamas da rahat durmuyor
ama... Sürekli İsrail’e füze atıyor!!!”

Hamas’ın roketinin hesabını Gazzeli bebekleri susuz bırakarak sormak
terörle mücadele değil bildiğin alçaklıktır!
Yanlış anlaşılmasın
Hamas’ı savunacak değilim...
Ama bir vaziyetin altını özenle çizmek isterim:
Ben hayatımda Gazze’ye 1 kere gittim... Toplasan 24 saat kalmamışımdır!
Ama anlamam için yetti:
İsrail’in Gazze’deki zulmüne isyan etmek için ne Gazze’de doğmaya ne Gazze’de kalmaya ne de
HAMAS militanı olmaya gerek var...
İnsan olmak yeter!