YENİLİĞE DOĞRU    17-01-2013


Kurtuluş Savaşı’nın Doğu Cephesi Komutanı Kazım Karabekir
1920’de bizim ‘Kürt Sorunu’, kendisinin ‘Doğu Sorunu’
dediği problem için “100 yıllık mesele” demiş. 
Siz adına ne diyorsunuz bilmem: Ekonomi sorunu, terör sorunu,
demokrasi sorunu, vesaire vesaire... Geçmişi ve tarihi derin acılarla
dolu ‘100 yıllık mesele’nin 3 günde çözülmesini beklemek ne akla ne de
mantığa uygun bir yaklaşım... Dolayısıyla “MİT Müsteşarı İmralı’ya gitti, hadi
geçmiş olsun. Bu iş bitti!” ruh halinden çıkıp beklentilerimizi
daha sağlıklı ve gerçekçi analizler üzerine kurmalıyız.

Tek başına PKK meselesi bile aslında önemli dersler almak için fırsat.
Düşünün ki terör; her türlü askeri tedbire, milyarlarca dolarlık harcamaya,
yok edilen 30 bine yakın teröriste rağmen 30 yıldır devam ediyor.
İnanın bana terörün sadece terörist öldürerek çözülmediğini anlamak bile
çözüm adına atılmış önemli bir adımdır.
Malum hâlâ anlamayanlar var aramızda!

Kronik hastalıkların çözümü için Freud’un ilginç bir önerisi vardır.
Der ki “Kronikleşen, uzun süredir çözülemeyen bir hastalığı tedavi
etmek için yapılması gereken ilk iş geçmişte
alınan tedavilerin tamamını reddetmektir.”

Gelin artık şunu kabul edelim: 30 yıldırdevam eden ve
binlerce insanımızın canına mal olan bu süreçte çözüm adına
bugüne kadar yaptığımız her şey yanlıştı!
Ya da eksikti...
Dolayısıyla şimdi yeni şeyler söylemek lazım!

Bugün ve yarın Diyarbakır, Tunceli ve Mersin’deki cenazeler bu
açıdan çok önemli… cenaze törenlerinin ikinci Habur
Vakası olmaması içn herkese sorumluluk düşüyor.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in tespitini
hatırlatmakta fayda var: ‘’Kürt meselesini çözmek istiyorsak
Türkleri ikna, Kürtleri tatmin etmeliyiz. Her ikisi de olmadan olmaz!’’


Başbakan ‘‘Sağduyu, sorumluluk ve samimiyet’’ dedi.
BDP kanadından ‘‘Barışa sahip çıkıp, provakasyonlara
fırsat vermeme’’
çağrısı yapıldı. Öcalan, kardeşiyle
’’Cenazeler Habur’a benzemesin herkes
sağaduyulu davransın’’
mesajı yolladı.


Tarih sadece aptallar için tekerrürden ibarettir.
Bizler yani bu ülkenin insanları birilerinin yazdığı
senaryonun değişmez oyuncuları olmaktan ve aynı
acıları tekrar yaşamaktan bıktık artık. Ne diyor Mevlana?
‘‘Dünle beraber/ Gitti cancağızım/ Ne kadar söz varsa/
Düne ait/ Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’’