NE YAPAYIM BEN ÖYLE ARIYI?    27-02-2013


Arap Yarımadası ve Ortadoğu her geçen gün daha da önem kazanan
bir cazibe merkezi haline geliyor.
Bölgede biriken trilyonlarca dolarlık para, Arap Baharı ile birlikte
diktatörler dönemi bitince kendisine istikamet arıyor!

Başta Amerika, Çin ve Hindistan olmak üzere dünyanın gözü orada!
Müthiş bir rekabet var. Bölgede görev yapan büyükelçilerin
tamamı adeta işadamı gibi çalışıyor.
Arap coğrafyasını yakından tanıyan, tamamı çok iyi düzeyde
Arapça ve genellikle o ülkede konuşulan ikinci dili de bilen,
kariyerlerinin çoğunu o bölgede ama değişik ülkelerde
görev yaparak geçirmiş ve dolayısıyla
Arap insanını ve kültürünü iyi tanıyan isimler...

Peki Türkiye ne durumda?

Mesela Türkiye’nin o bölgede çalışacak büyükelçileri nasıl belirleniyor?
Büyükelçi demişken...
Arap ülkelerinde görev yapan Türk
Büyükelçilerinin kaçı Arapça biliyor?
Ya da şöyle sorayım: Türkiye’nin
Arap ülkelerinde çalışan büyükelçileri arasında bir tane Arapça bilen var mı?
Kabilelerin krallar kadar etkili olmaya başladığı o coğrafyada
Türk diplomatların kabilelerle ilişkileri nasıl?
Arap Baharı’ndan bu yana herhangi bir kabileyi
ziyaret etmiş tek bir büyükelçimiz var mı?
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’de zaman zaman
Arap dünyasından katılımcılarla toplantılar düzenliyor.
Bu toplantıların neredeyse hepsine Başbakan’ın Arapça tercümanı çağırılıyor.
Merak ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanlığı’nda çalışan bir
Arapça bilen tercüman yok mu?

Arap yarımadası ve Ortadoğu’da faaliyet gösteren işadamlarından
hangisine sorsanız büyükelçilerimizin ‘ataletinden’ şikayetçi...
“Türkiye büyük bir fırsatı kaçırıyor” diyorlar.
Haklılar. Tayyip Erdoğan gibi o coğrafyada
son derece etkili ve güçlü bir lider figürüne sahip olmamıza rağmen
Türk dışişleri fena halde çuvallamış durumda!
İstanbul’da düzenlenen anlamsız ve sonuçsuz
paneller dışında Türkiye sahada yok!

Körfez’den yatırım çekme işi sadece birkaç tane girişimci işadamıyla
yönetilemeyecek kadar önemli bir mesele.
Büyükelçilerimiz diplomasiye teoride hakimler,
iyi okullarda okumuşlar, güzel giyiniyorlar, batı felsefesine meraklılar
Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca konuşuyorlar,
Sartre biliyorlar,
Neruda’dan şiir okuyabiliyorlar...
Yanlış anlaşılmasın, bu vasıfları değersizleştirmek için söylemiyorum.
Ancak bu neye benziyor biliyor musunuz?
“Kanadı var uçmaz, peteği var bal yapmaz!”
Temel’in dediği gibi: Ne yapayım ben öyle arıyı?