‘UNUTMAK İMKANSIZ HATIRLAMAMAK MÜMKÜN’    15-03-2013


Kelebeğin Rüyası filminden bir alıntıyla bitirmiştim dünkü yazıyı:

“Unutmak imkansız ama hatırlamamak mümkün...”
Ve sormuştum size.... Sahiden-en azından-hatırlamamak mümkün mü?

Oradan devam edeceğim... 

4 yıl önce Reşadiye'de evladını şehit veren bir annenin
zor bir ameliyata girmeden önce yaşadıklarını anlatan bir e-posta aldım dün...
Şehit annesinin Reşadiye saldırısının talimatını veren teröristi
dünkü gazetelerde gördükten sonra yaşadıklarını anlatıyordu.
Neresinden bakarsan; Yürek yakan, can sıkan, iç burkan satırlardı...
Önce yazayım istedim.
Sonra düşündüm...
Belki paylaşınca azalır umuduyla bu ülkenin en çok okunan gazetesinden
kaç defa ‘acı' yazmış, kaç defa “Sönsün artık bu ateş” diye haykırmıştım?
Sayısız.
Peki ne oldu? Ne yapabildim? Ne değişti?
Ben söyleyeyim: Koca bir hiç!
Ateş yine ve sadece düştüğü yeri yaktı. Ve yakmaya devam etti.

O halde yarayı tekrar kanatmanın, bir ananın tarifi imkansız ıstırabını
koca bir ülkeye yeniden yaşatmanın ne faydası vardı?

Türkiye barışa giden uzun, ince ve bir hayli engebeli bir yola girdi...
Keskin virajlar alıyoruz...
Öyle büyük tezgahlara, derin komplolara gerek yok.
Barış, aslında öyle kırılgan, öyle pamuk ipliğine bağlı bir umut ki...
Kaderi, hesapsız çekilmiş bir fotoğraf karesine,
düşünülmeden kurulan bir cümleye
hatta iki dudağın arasından aniden çıkıveren bir kelimenin ucunda...

Şunu anlamalıyız artık: 30 yıldır bitmeyen bir kabusu
bitirmenin tek yolu 30 yıldır yaptıklarını bir daha yapmamaktan geçiyor.
‘Yeni sözler söyleme zamanı' artık...
Yeniden alevlendirmemiz gereken ateşler.
Yarıştırmamız gereken katmerlenmiş acılar...
Her bahar kanamaya alışmış ama bir daha kanamasın diye
özen göstermemiz gereken yaralarımız var...

Bu iş sadece Başbakan'ın,
Demirtaş'ın işi değil! Taşın altına elini koyması gereken
sadece Kemal Bey ve Devlet Bey de değil.
Nerede doğduğumuz ne iş yaptığımızdan öte...
‘Kafa ayarlarımızı' değiştirmek zorundayız.
Çünkü ‘Bir daha insan ölmesin' diye çalışmak artık sorumluluk değil, zorunluluk.

“Ne yani gerçeği unutacak mıyız?”
“Unutabilir miyiz?” bilmiyorum.
Ama bir daha dağlardan çocuklarımızın tabutları inmeyecekse eğer
sanırım en azından hatırlamamaya- hatırlatmamaya çalışabiliriz.