‘BANA NE SURİYE’DEN?’    15-05-2013


“Bana ne Suriye’den?” diyebilir miyiz?
Diyemeyiz...
Ne inançlarımız ne de insanlığımız izin verir buna...
Sadece Suriye için de değil,
yeryüzünde zulme uğrayan hiçbir millete sırtımızı dönüp
“Bana ne?” diyemeyiz.

Kaldı ki demiyoruz da!
Ne diyoruz biliyor musunuz?
Suriye’deki drama karşı duyarlılığımızı göstermenin yolu;
silahlı militanlara ev sahipliği yapmak ya da onlara
para, silah, erzak ve bilumum
mühimmat desteği sağlamak değildi.

Öyle stratejik bir derinliğe filan da
sahip olmamıza gerek yoktu...
Suriye’ye 5 kez gidip gelmiş,
orada iş yapan bir müteahhitte sorsaydık, anlatırdı:
Yüzde 75’i Sünni Müslüman olan bir ülkede
Nusayri bir ailenin tam 42 yıldır nasıl hüküm sürebildiğini...
Bu ailenin devletin tüm kritik kurumlarını nasıl ele geçirdiğini...
1946’da Fransız mandasından kurtulup
1970’de Hafız Esad’ın başa geçişine kadarki 20 yılda,
Suriye’nin 20 askeri darbe gördüğünü ve
her askeri darbede daha da güçlenen bir derin devlete
yapılanmasına sahip olduğunu...
Suriye derin devletinin Ortadoğu’nun
4 bir yanında imzasını attığı yüzlerce
suikast ve kanlı eylem bulunduğunu...

Reyhanlı’da yitirdiğimiz canları ve yaşadıklarımızı
‘Ortadoğu’da büyük devlet olmanın maliyeti’ diye
gösteren abilerim kusura bakmasınlar...
Yaşadığımız acı, şayet bir maliyetse,
Esad’a tavır koyacağız derken kendimizi Ortadoğu’nun
en zalim ve en derin ailesinin 1 numaralı düşmanı
ilan etmenin maliyetidir.
Başka birşey değil!

Hakkısavunmaya, mazlumun
yanında olmaya bir diyeceğimiz yok.
Bizim yerimiz; Lazkiye’de tecavüze uğrayan kadının,
Banyas’ta kundakta katledilen bebeğin yanıydı...
Kimse kusura bakmasın, insan ciğeri söküp yiyen
Özgür Suriye Ordusu’na bakınca ben orada
ne bir hak ne de mazlum göremiyorum.