OLMASAYDI SONUMUZ BÖYLE...    29-10-2013


Hudut karakolunda görev yapmış 
bir Mehmetçik anlatmıştı:
“Onu sadece dağdakiler dinler sanıyorlar...
Oysa şafak sayarken 
ezberledik Şafak Türküsü’ nü 
ve kim bilir kaç gece nöbetinde eşlik etti bize:
“Dardayım yalanım 
yok baskın yedim dün gece...”

İşçisi, emekçisi, yoksulu, kadını,
erkeği, yaşlısı, çocuğu, köylüsü, şehirlisi...
Hangi dilde, hangi dinde  hangi mezhepte olursa olsun...
Bu topraklarda doğup büyüyen ve hayatının
herhangi bir dönemine  bir Ahmet Kaya şarkısı
damga vurmamış olan var mıdır?

Sanmam...

‘Bölücü’ diye mimlemişlerdi adını...
Oysa en büyük harcıydı Türkiye halklarının...

Cezaevine girmeden önce birbirini öldürenler
cezaevi çıkışı onun konserlerinde buluşmamış mıydı?
Saçlarına yıldız düşmüş annelere...
Tek suçu saz çalmak olanlara,
mahpusta yıllarını değil umutlarını yitirenlere...
İçimizde ölen birilerine...
Bu yolda dönenlere ve hatta mum gibi sönenlere
bile bir umut ışığı yakmamış mıydı şarkıları?

Sistem kimi eziyorsa şarkılarını  onlar için
söylerdi ama bir türlü sistemin adamı olmayı becerememişti.
Hep akıntıya karşı kürek  çekmekle geçti ömrü...
Popüler kültürün insanlara ‘hasarsız’
ilişkiler dayattığı günlerde
“Acı çekmek özgürlükse özgürüz ikimiz de...” demişti.
Ayrılık acısının 24 saat bile sürmediği bir nesle
“Bırak da sarılayım ayaklarına kum gibi ezip geçme...”
diye haykırmayı öğretmişti.

Bir adam düşünün ki ülkesinde
‘gönlüne dokunmadığı’ insan kalmasın!
Ve bir ülke düşünün ki böyle bir adama
vatan hasretiyle ölmeyi reva görsün...

Dün ödül vermişler Ahmet Kaya’ya...
Düşündükçe kan beynime fışkırıyor!
Serdar Ortaç, Erdal Acar ve Ahmet Kaya...
Bu ülkede 1 doğruyu götürmek  için
2 yanlış yettiği sürece, değil
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve  Sanat Büyük Ödülü
isterseniz  Çankaya Köşkü’nün tapusunu verin...
Nafile!

İnsan bir yerden sonra tutamıyor kendini gözüm!
“Gözüm yaşarıyor, yüreğim kanıyor...”
Haykırasın geliyor boş caddelerde, ödül sizin olsun
“Olmasaydı sonumuz böyle...”