MANİDAR BİR HİKAYE!    27-02-2014


Size bir ülkenin tarihinde yaşanmış gerçek bir hikaye anlatacağım bugün...

Dünyada bir dönem ekonomik dengeler değişir...
Değişen dengelerin etkisi ile bu ülkede müthiş
bir ekonomik kalkınma yaşanmaya başlanır...
Siyasi istikrar yabancı sermayeyi cezbeder. 
Öyle ki, ekonomik büyüme rekor üstüne rekor kırar. Bu, siyaseti de etkiler.
Yönetenler, gittikleri her yerde ülkenin artık sadece kendi sınırları içinde
değil tarihsel misyonundan yola çıkarak bulunduğu tüm coğrafyada
hakim olacağını anlatır. “Bundan böyle gündemi belirlenen değil
gündemi belirleyen ülke olacağız”
derler. 
(Not: Bu arada yanı başındaki komşu ülke ile gırtlak gırtlağadırlar.)

Ekonomide her şey iyi giderken tek bir sıkıntılı alan vardır: Tarım. 
Bir zamanlar tarım cenneti olan ülke, Batı’ya uyum politikaları
nedeniyle ithalata bağımlı hale gelmiştir. 
Çiftçi aileler, köyde işsiz kalınca soluğu ‘hayatın merkezinde’,
şehirlerde alırlar. Ancak şehirde hayat kolay değildir!
Bir kısmı düşük maaşlı işlerde tutunmaya çalışırken
ötekiler giderek büyüyen işsiz ordusunda yerlerini alırlar. 
Tarımsal üretimin düşmesi ve para bolluğu,
gıda maddeleri ve lüks tüketim malları ithalatını hızlandırır.
Bir süre sonra enflasyon ortaya çıkar. 
Enflasyon, sosyal ve ekonomik dengesizlikleri de arttırır.
Tüketimin yüzde 40’ı halkın yüzde 10’una aitti.
Gelir dağılımında müthiş bir adaletsizlik baş gösterir.

Tüm bunlar olurken iktidarın politikalarını belirleyen 2 prensip vardır:
Birincisi, kendisiyle beraber olanlara, kendisini destekleyenlere
her türlü maddi imkan ve refahı sağlamaktır... 
Bu bir süre sonra rüşvet ve yolsuzluk söylentilerinin
ayyuka çıkmasına sebep olur. Öyle ki devlet adamlarının
kendi aileleri ve akrabaları bu dedikoduların odağına oturur.
Ekonomik açıdan işler kötüye giderken, rüşvet ve yolsuzluk
gündemi halkın gözünden, bilgisinden ve nihayetinde tepkisinden kaçmaz.
İktidarın beri ikinci prensibi ise, kendisinden olmayanları ve
kendisine karşı gelenleri, yani muhalifleri ezmektir.
Devletin gizli istihbarat teşkilatı bu politikanın en müessir vasıtası haline gelir.

Ekonomideki kalkınmadan yola çıkarak tüm dünyaya kafa tutan bu ülke,
başta Amerika’da, İsrail’de ve Avrupa’da olmak üzere bir çok ‘dengeyi’ altı üst eder!
Sonunda düğmeye basılır!
Ülkede muhalefetin bayraktarlığı yıllar önce yurt dışına sürgün edilmiş bir din adamına verilir.
Bu din adamı, ülkedeki ‘kokuşmuş’ düzene her şeyden önce ‘din adına’savaş açar!
Akıllar zaten karışıktır. Üstüne üstlük devlet de karışır.
En son sokaklar karışınca ‘operasyon’ tamamlanır.
Devletin başındaki lider yurt dışına çıkarılırken, yurt dışındaki din adamı geri döner. 

Yıl 1979...
Yer: İran.
Hikaye ‘manidar’ mı geldi?
Yok canım, ne alakası var?!

Aklınızda bulunsun...
1979 İran İslam Devrimi için 2 görüş vardır.
Birincisi, “Amerika ve İsrail’e karşı bir halk ayaklanması”,
ikincisi ise “Bizzat CIA ve MOSSAD’ın kontrolünde faydalı
bir düşman yaratma operasyonu”
der.