ŞİDDET SALGINI    01-05-2014



Kadınlar, işçiler derken  
şimdi de çocuklar öldürülüyor...
Arka arkaya... Vahşice...
Okurken kanımız donuyor.

“Asalım bu canileri” diyorlar.

Bir ülkede, 20 yaşına henüz basmış
binlerce gencin dağlarda ölümü
ana haber bültenlerinde ancak 40 saniye haber oluyor,
30 yılın ardından vicdanlar ‘şehit haberini’ 
magazin haberine bağlayacak kadar uyuşabiliyorsa...

Bir ülkede istisnasız her bayram tatilinde
karayollarında kan gölüne dönüyor ve
bayramın ertesi günü o ülkede hayat
kaldığı yerden devam edebiliyorsa...

Bir ülkede açık unutulan kanalizasyon çukurlarında
can veren çocuk sayısı Avrupa’daki bir ülkenin
yıllık ortalama bebek ölümü sayısının
üzerinde olduğu halde hala o çukurlar kapatılmıyorsa....

Bir ülkede işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci
dünyada üçüncü olunduğu halde işçiler ölmeye devam ediyorsa...

Her köşe başında bir kameranın olduğu bir ülkede
biber gazı fişeği ile öldürülen 15 yaşında çocuğun 
katili 2 yıldır bulamıyorsa...

Bir ülkede; Okulda şiddet, evde  şiddet,
sokakta şiddet, statta şiddet,
askerde şiddet, karakolda şiddet,
hastanede şiddet, Meclis’te şiddet varsa...

Velhasıl bir ülkede ölüm bu kadar kanıksanmış,
şiddet böylesine  her yere nüfuz etmişse
o ülkede  insan asarak ancak
yeni bir ölüm  ve şiddet dalgası başlatırsınız!

Peki ne yapacağız?
Kabul edeceğiz...
Türkiye’nin en büyük halk sağlığı sorunu
ne sigaradır, ne de obezite...
Nedir?
Şiddet! 
Sağlık Bakanlığı ülke çapında
şiddetle mücadele seferberliği başlattı.
Lakin, bu toplum en az kalp
hastalıkları kadar, kanser kadar vahim
bir şiddet salgını ile karşı karşıya...
Kimimiz az kimimiz çok,
ama en tepeden en alta hepimiz bir şekilde bu
şiddet salgınından payımızı alıyoruz.
Kimi mağdur oluyor, kimi mağdur ediyor!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na
sormuşlar: “Arka arkaya çocuklar ölüyor... Ne diyorsunuz?”
Bakan cevap vermiş: “Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin.”
Bakan haklı. 
Çığlık atmayı öğretmek lazım!
Ama çocuklara değil, ülkeyi yönetenlere...
Öğretmek lazım ki, artık 
“Yeter” diye bağırsınlar!