GEZİ: 1 AGAÇ, 8 FİDAN    29-05-2014



Gezi Parkı’nda başlayan demokratik,
çevreci ve insani hareketi işin içine
molotof kokteylleri girene
yani direniş  bir ayaklanmaya dönüşene kadar
desteklemiş ve bunu da her mecrada
gururla ifade etmiş bir gazeteciyim.
Bu vesile ile altını çizmek icap ediyorsa
bir kez daha çizeyim: Bırakın 3-4 ağacı
bir tek fidan için bile direnmek insanoğlunun
onuruna yakışan bir davranıştır.

Aslında bakarsanız son derece çevreci
ve insani reflekslerle başlayan Gezi Hareketi’nden
siyasi bir sonuç çıkararak bunu bir ayaklanmaya dönüştürme girişimi
Türkiye demokrasi açısından büyük bir talihsizlikti... 
Sebepleri muhtelif: Park sakinlerinin - dış müdahalelerle-
zaman içinde değişen profilleri,
polisin orantısız şiddet ve biber gazı kullanma merakı,
iktidarın ‘anlama’ yerine ‘yaftalama’ inadı...

Gezi Parkı boşaltıldığında uluslararası anlamda
imajı büyük zarar görmüş,
ekonomik açıdan ağır hasar almış,
hepsinden önemlisi toplumsal olarak
geri dönülmez bir kutuplaşmada zirveyi görmüş
bir Türkiye resmi çıktı ortaya...
Peki, bu kime yaradı?
Hiçbirimize!
Evet, Park kurtuldu...
Peki ya Ethem? Medeni? 
Ali İsmail? Ahmet? Mustafa?
Abdullah? Mehmet? Berkin?

İki gün sonra Gezi’nin yıldönümü...
Bir kutlama, bir panayır ruh haline
bürünenleri hayretle izliyorum.
Kusura bakmayın ama ne zaman
‘Gezi’ dense benim aklıma bir ağacı, 
bir parkı kurtarmak adına henüz
hayatının baharında toprağa verdiğimiz,
kaybettiğimiz o çocuklar geliyor...
Ve sormadan edemiyorum: 
Değer miydi?