NE MUTLU İSTİFA EDEBİLENE!    05-06-2014



Türkiye’nin çok önemli üniversitelerinden birinde
görev yapan tanınmış bir  iletişim profesörünün önerisiydi:
“Türkiye’de ne yaparsan yap ama
sakın özür dileme, istifa etme...”

Acı ama bir o kadar da gerçek bir tespitti bu...

Neden mi? Anlatalım...

Dünyanın kendine ‘medeni’ diyen tüm toplumlarında
bir görevi kendi iradenle bırakmak,
bir koltuğu kendi rızanla terk etmek başlı başına
erdemli bir davranış olarak görülür.

Ya Türkiye’de?

Bizde maalesef hem özür hem de istifa
yanlış anlaşılmış kavramlardır.
Özür dileyene ‘zavallı’ istifa  edene ‘mağlup’ 
gözüyle bakmak bir toplum geleneği haline dönüşmüştür.
Özür dileyen veya istifa eden takdir edilmez, linç edilir.
Özür dilemek, istifa etmek, ‘Her şeyi kabul etti’ diye okunur.
Oysa Freud der ki, “Özür dilemek sadece haksız olduğunuzu göstermez,
karşınızdakilere verdiğiniz değerin egonuzdan yüksek olduğunu gösterir.”

Hal böyle olunca her türlü insan bulursun
ama istifa edeni, özür dileyeni 
bir türlü bulamazsın bu memlekette...

TUSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz dün
hakkında çıkan iddialar nedeniyle istifa etti. 
Gider ayak çok değil iki satır konuştu:
“İddiaları kabul etmiyorum, araştırtacağım ama TUSİAD’ın
adına zarar gelmemesi için istifa ediyorum.”

Milletçe bünyelerimiz istifa edene alışkın olmadığı için 
algılamada sorun yaşayanlar olabilir.
Hatırlatalım: İstifa mağlubiyet değildir...
İstifa hakkınızdaki tüm iddiaları kabul etmek de değildir.
İstifa ne midir? Koltuğa değil, onuruna sarılmaktır!

O yüzden ne mutlu özür dileyebilene, ne mutlu istifa edebilene!