KAÇ KİŞİ ÖLMÜŞ?    24-09-2014


İstanbul’da fırtına vardı dün...
İlk yıkılan bir inşaatın iskelesi oldu.
Öyle bir göz ucuyla baktınız habere,
“Ölen var mı?” diye... Çok şükür yoktu.
(İnşaatın önündeki ağaçlar  olmasaydı bir facia yaşanıyordu.)
Kaldığınız yerden devam ettiniz yaşamaya...
Oysa İstanbul’da 20 gün önce yine bir inşaatta asansör çakılmıştı.
İnsanlar ölmüştü. Unutmayacaktınız...
Hatırlıyor musunuz, “Bu bir ders olacaktı?”

“Hatırlıyor musunuz” demişken 
bilmiyorum hatırlıyor musunuz ama çok değil üç ay önce
Soma’da bir  maden kazası oldu: 301 işçi öldü?
Unutmayacaktınız...
Bu bir milat, bu bir ders olacaktı...
Biliyor musunuz aynı Soma’da 20 gün önce yine maden kazası oldu?
Öyle bir göz ucuyla baktınız habere,
“Ölen var mı?” diye...
Ölen de vardı aslında: 3 çocuk babası 1 işçi hayatını kaybetmişti bu sefer...
Tıpkı dün çöken inşaat iskelesi haberi gibi onun da üzerinde durmadınız.

Neden mi?
Çünkü gözünüzün ucuyla baktığınız haberlerde
aklınızdan geçen o soru artık “Ölen var mı acaba?” değil.
Peki ne? “Kaç kişi ölmüş acaba?”

Ölüme, sebebine göre değil, ölenlerin sayısına göre
‘değer’ veren bir ülkede yaşamak ne kadar değerli olabilir ki?

“Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız
orada insanların nasıl öldüğüne bakın”
diyorlar.
Hay hay!
Terör, trafik kazası, töre cinayeti, maden kazası,
maganda kurşunu, inşaat kazası, tersane kazası, 
açık unutulan rögar kapağı, iş kazası...
Bu kadar ‘tanıtım’ yeter mi, 
devam edeyim mi?