VİCDAN GOL GOL GOL!    17-12-2014


Bir savcı taraftar çeteleri
diye bir soruşturma başlatmıştı...
Başladılar taraftarları dinlemeye...
O savcı bir suç bulamadı. Tam da o
ara Gezi Parkı olayları patladı. Dediler ki
taraftar soruşturmasının içinden parçalar
alıp yeni bir soruşturma başlatalım.
Bir başka savcı başladı çalışmaya...
O savcı 17 Aralık’ta
‘cemaatçi’ diye paketlenince
dosyayı başka bir savcı devraldı.
O da bir suç bulamadı ve dedi ki,
“Bu dosyada bir suç unsuru yok.”
Aradan 2 ay geçti...
Aynı savcı bir anda fikir değiştirdi!
2 ay önce “Suç yok” diyen
savcı bu sefer aynı deliller aynı
kişiler için “Örgüt kurdular,
darbeye teşebbüs ettiler”
dedi.

Çarşı’nın ‘darbecilikle’
suçlandığı dava bu şekilde açıldı...
Ve dün ilk duruşma vardı.
Beşiktaşlısı, Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı,
Trabzonsporlusu herkes oradaydı.

Mahkeme salonuna girince Cem
Yakışkan
’ın karısı Fatoş Yakışkan’la
Berkin Elvan’ın annesini gördüm.
Yan yana oturuyorlardı. Fatoş Abla
yengemiz, ablamız. Semtte herkes bilir
onu: Ciğerli, adaletli yürekli kadındır.
Ama artık canına tak etmişti. Dayanamadı
yanında oturan Berkin'in annesine sordu:
“Bize yapılan bu haksızlığı
düşündükçe kızıyorum. Oysa
senin yaşadığınla mukayese bile
edilemez bizim yaşadıklarımız.
Öfkeni nasıl kontrol edebiliyorsun?”

Berkin’in annesi her zamanki
gibi susarak cevap verdi, iki eliyle
tuttu Fatoş Abla’nın elini ve sarıldılar.

Duruşma başladı. İddianame okundu.
Sorguya geçildi. Mahkeme Başkanı
Cem Yakışkan’a Gezi Parkı’na niye
pizza gönderdiğini sordu.
Emrah Serbes’le yan yana
izliyorduk duruşmayı... Emrah büyük
yazar. Kafası da benden çok çalışır.
Belki o anlamıştır diye düşündüm,
sordum: “Yasada Gezi’ye pizza
göndermek diye bir suç mu var?”

Emrah: Yasa var mı ki?!

Çağlayan’daki Adliye Sarayı’nda dün
onlarca insanla konuştum: Avukatlar,
mübaşirler, çaycılar, polisler, gazeteciler,
katipler, davalılar, davacılar...
Dediler ki, “Adliyede her dönem
başkasının borusu öttü. Bir dönem
Moğoltaycıların, sonra cemaatçilerin
şimdi ise hükümetçilerin...”

Mahkemeler milletin vicdanıdır.
Vicdanın sesi duyulmadıktan sonra
kimin borusunun öttüğünün önemi yok.
Ama biz Beşiktaşlıyız... Skoru
başlamadan kararlaştırılmış maçlara da...
O maçlarda 3-0 mağlupken 89’uncu
dakikada bile pes etmemeye, “Kartal
gol gol gol”
diye bağırmaya alışığız.
Kazanmak adını skorboarda
değil vicdanlara yazdırmaktır.
Mahkeme heyetinin karar kağıdına
ne yazacağını bilmiyorum ama
dünkü duruşmadan sonra vicdanlara
yazılanı okumak için göze gerek yok!