'VALLAHİ BEYAZ'    25-12-2014


Futbolun futboldan, spordan başka
her anlama geldiği Türkiye’de Beşiktaş kulübü yönetimiyle,
seyircisiyle, futbolcusuyla başta hocası olmak üzere
teknik ekibiyle sadece Beşiktaşlıların değil
tüm futbolseverlerin yüz akı oluyor.

Devletin mahalle takımlarına bile stat yaptığı bir ülkede
Beşiktaş ‘tek kuruş’ almadan
kendi parasıyla yükseltiyor mabedinin duvarlarını...
Rakipleri reklam kampanyalarında 
yıldız futbolcularını oynatırken Beşiktaş adeta
en büyük yıldızımız o diyerek
emektar malzemecisi Süreyya’yı çıkarıyor reklam kampanyasına...
İstanbul’dan Trabzon’a Gaziantep’ten Bursa’ya
yöneticiler birbiriyle boğuşurken
Beşiktaşlı yöneticiler susuyor, işlerine bakıyor...
Rakipleri 5 yıldızlı statların ısıtmalı koltuklarına teşrif etmezken
Beşiktaş taraftarı sabah Ağır Ceza Mahkemesi’nde
‘darbeci’ olmadığını kanıtlamak için adliyeye,
akşam Beşiktaş’ı desteklemek için stadyuma koşuyor.
Bir yanda saha içinde birbirine söven, tüküren,
taraftara cinsel organını işaret eden,
haksız penaltı için kendi yerden yere atan,
rakibi oyundan attırmak için türlü numaralar yapan futbolcular var
bir yanda Beşiktaşlı futbolcular:
Taraftar üşümesin diye üzerindeki montu çıkarıp veriyorlar,
rakip oyuncuya kırmızı kart gösteren hakeme
“Yanlış karar verdin hocam” deyip
rakibin kırmızısını sarıya çevirtiyorlar,
biri sakatlanınca “Oh ne güzel takımda bana yer açıldı”
demek yerine ertesi hafta ilk golü arkadaşlarına
armağan edip “Hadi dön artık” diyorlar.
Ya Hocası?
Slaven’e “Takımı nasıl çalıştırıyorsun” diye soruyorlar.
Cevap veriyor: “Gençlere galibiyeti sindirme,
mağlubiyetle baş etme olgunluğu
ve adalet duygusu vermeye çalışıyorum.
Futbolu yardımcılarım da öğretir.”

Sanki Baba Hakkı yetiştirmiş adamı...
Şeref Bey’den öğrenmiş futbolu...
Çocukluğu Süleyman Seba’nın yanında geçmiş...

Şimdi bu yazıyı yazmak nereden mi icap etti?
Çocukluğumun geçtiği İstanbul Kartal’da bir mahalle arkadaşım vardı.
Adı Saffet. Birlikte büyüdük sayılır...
Kendi sümüğünü silmekten acizdi ama iyi çocuktu Saffet...
Mahalledeki çocukların çoğu gibi o da Beşiktaş’ı tutmuyordu.
Ama mahalledeki çocukların çoğundan farklı olarak
sürekli Beşiktaş’a sallardı. Hele beni yakaladı mı
“Oğlum bu Beşiktaş’ın nesini tutuyorsun?” diye kızdırmaya bayılırdı.
Yalan yok, bir ara çok anlatmaya çalıştım.
Sonra baktım ki Saffet’in radyo bizim frekansı çekmiyor. Vazgeçtim.
Dün Saffet aradı.
“Senden özür dilerim usta” dedi.
“Hayırdır?” dedim.
“Beşiktaş...” dedi.
Başkası olsa ağır madara ederdi, 
gel gör ki arkadaşı madara etmek Beşiktaşlılığın kitabında yoktu.
O yüzden “Siyah” dedim.
Saffet durdu “Beyaz ustavallahi Beyaz” dedi.

Belki bir gün herkes Beşiktaşlı olmayacak ama
bir gün herkes şunu anlayacak:
İyi ki Beşiktaş var!