NAMUSLU BİR HAYAT...    03-03-2015


  1915’teki Ermeni Tehciri kararı
yüzünden memleketi Van’dan
Çukurova’ya gelir Sadık Bey ve İskan
Komisyonu Başkanı’nın huzuruna çıkar.
   -Bak Kürdoğlu, sana bir konak
veriyorum ki kasabanın en güzel
konağı. Sana tarlalar veriyorum ki
ovanın en bereketli toprakları.
Semail’in konağı, tarlaları senin...
Sadık istemez, “Anam derdi ki:
Yuvasından atılmış bir kuşun
yuvası başka kuşa hayretmez.”
Başkan kızar, “Onlar kuş değil,
Ermeni.” Uzun bir münakaşadan
sonra başkan iki jandarma çağırıyor:
“Bunları alın, doğru yılanların
oynaştığı o kayalık Hemite Köyü’ne
götürün. Görsün gününü orada.”

Böyle yerleşirler Hemite’ye...
Sonra Kemal doğar.
Daha 3 buçuk yaşındadır...
Babası avluda kestiği koyunun dersini
yüzerken elinden bıçak kayar. Onu seyreden
oğlunun sağ gözünün üstüne saplanır.
O gözü bir daha da hiçbir şey görmez.

1 yıl sonra 4 yaşındayken camide
babası bıçaklanarak delik deşik edilir.
O gece sabaha kadar uyumaz, hep
ağlar. Tek bir cümle çıkar ağzından,
“Yüreğim ağrıyor.” Sabah olduğunda
artık bu cümleyi de kuramaz. Körlüğün
üstüne bir de kekemelik gelmiştir.
12 yaşına kadar hep kekeme yaşar,
sadece türkü söylerken dili çözülür. O da
türkülere sığınır, konuşmaktan çok türkü
söyler. Hatta adı “Âşık Kemal”e çıkar.

Kemal okula başlar ama yoksulluktan
devam edemez, bırakmak zorunda kalır.

Konuştu yargılandı. Yazdı yargılandı.
Düşündü yargılandı.
Büyük bir fikir adamıydı ama büyük
fikirler duymaya tahammülü olmayan küçük
adamların yönettiği bir ülkede yaşıyordu.
O yüzden hayatının hiçbir döneminde
imkanlar imkansızlıklardan fazla olamadı.

Geçen ay Kafa dergisinde manevi
oğlu Ahmet Güneştekin şöyle
yazmıştı: “...Mesela Yaşar Baba’nın
gözünü kaybetmesi bir dezavantaj
değildi, aksine daralan kadrajıyla
hayatın her detayını görmeye
başlamıştı: Bal yapan arıyı, sığırcık
kuşunu, karıncanın su içtiğini...”

Yaşar Kemal’in kalemi
belki de yeryüzüne bir daha asla
gelmeyecek büyük bir mucizeydi ...
Ama bana sorarsanız onun
kaleminden de büyük mucizesi, hayatı
böylesine acılar ve imkansızlıklarla
doluyken masal diyarında bir
çocukmuşçasına umutla yaşamasıydı.

Yaşar Kemal’i uğrularken dün
herkes kendince bir veda cümlesi
geçirdi aklından... Kolay değil böylesine
dev bir adamı arkasından o büyüklüğe
yakışır bir veda cümlesi kurmak...
Düşünürken, Yaşar Kemal’in en büyük
aşkı, karısı Tilda’yı toprağa verirken
kulağına fısıldadığı sözleri hatırladım:
“Tildacığım, sevgilim. Sana
teşekkür ederim. Yaşadığımız bu
güzel hayat için sana teşekkür ederim
sevgilim. Korkma, sakın korkma.
Biz namuslu bir hayat sürdük.”


Namuslu bir hayat...
İşte Yaşar Kemal’in en büyük eseri!