'YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ'    22-03-2015


Diyarbakır seyahatim sabah 07.05’teki

İstanbul-Diyarbakır uçağıyla başladı.

Uçaktan indikten sonra Newroz

Meydanı’na geçmeden kahvaltı etmek için

meşhur Hasanpaşa Hanı içindeki Mustafa’nın

yerine gitmek için taksiye bindim. Taksici

40’lı yaşlarında Bismilli Abdullah abiyle

koyu bir sohbet yaptık. Abdullah abi

1990’larda bölge karışınca ekmek parası

için Kıbrıs’a gitmiş. Yıllarca Kıbrıs’ta

çalıştıktan sonra 3 sene önce dönmüş.

Hikayenin geri kalanını ondan dinleyelim

- Diyarbakır’da kalsaydım ben de

çocuklarım da dağa gidecektik. Kendimi

düşünmedim, çocuklarımı düşünerek

kaçtım. Dağın sonu yoktur çünkü. Engel de

olamazsın. Giderler. Sonra da tabutları gelir.

Allah’tan barış olunca geri geldik. Geldik

ki Diyarbakır çok değişmiş. İnsanlar daha

mutlu daha umutlu. İşler çok iyi olmasa da

karnımız doyuyor.

“Gerçekten barış geliyor mu

peki?” diye

sordum.

Abdullah abi

cevap verdi, “İki

taraf için de

başka çare

yok... Bu

çocuklar

birbirini

öldürmek

istemiyor artık.”

Kahvaltıdan sonra Newroz

Meydanı’na doğru yola çıktım. Yol

üstünde fotoğraflardan halı yapıp satan

bir hediyelik eşya dükkanı çekti

dikkatimi. Yukardan aşağı doğru Molla

Mustafa Barzani, Yılmaz Güney,

Ahmet Kaya, Selahattin

Demirtaş ve PKK’nın

kurucularından Mazlum Doğan’ın

resimlerinden yapılmış halılar vardı.

Selahattin Demirtaş’ın sıradan

bir siyasetçi ya da parti genel başkanı

olmasının dışında hayranlık duyulan

bir adam olduğunu göstermesi

açısından çok anlamlı değil mi?

Velhasıl sonunda, Newroz

Meydanı’na vardım. İnsanlar kimi

arabasıyla, kimi kamyonetiyle,

kimi yürüyerek ailesini alıp en güzel

kıyafetleriyle bir bayram coşkusu içinde

meydana akın etmişti. Müthiş bir coşku

vardı. Kalabalık sadece Newroz’u değil,

PKK’nın Suriye kolu YPG’nin Kobani’de

IŞİD’e karşı kazandığı zaferi de kutluyordu.

Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarının

en çok beklenen kısmı Öcalan’ın

mektubunun okunacağı andı. Mektubun

Türkçesini HDP Milletvekili Sırrı Süreyya

Önder okudu. Mektupta yeni bir şey

ya da bir sürpriz yoktu. Aslına bakarsanız

bu yılki Newroz’a damgasını vuran da

Öcalan’ın mektubu değildi.

Sırrı Süreyya, Öcalan’ın mektubunun

son cümlesini (“Yaşasın halkların

kardeşliği”) okurken arkasındaki dev

ekrana ilişti gözüm: Devletin kanalı TRT

canlı yayındaydı. Ve ekranda kocaman bir

Abdullah Öcalan fotoğrafı duruyordu.

Bana

sorarsanız Kürt

meselesine

devletin bakış

açısındaki

dramatik

değişimi

gösteren bu

kare bu yılki

Newroz’a

damga vuran

hadisedir.

10 yıl önce TRT’nin bir

kanalında bırak böyle bir yayın

yapmayı aklından geçirmek

bile soruşturma sebebiydi.

Nereden nereye?

Halkların kardeşliği demişken, az

kalsın unutuyordum... Newroz

Meydanı’ndaki kalabalığın

fotoğrafını çekip Instagramda

paylaşınca bana PKK’lı, paralelci,

vatan haini, vesaire... küfürleri

arka arkaya sıralayanları

‘engellemekten’ elime kramp

girdi. Böyle bir ortamda

bilmiyorum ne kadar mümkün

olabilir ama gerçekten yaşasın

halkların kardeşliği!