SLAVEN...    30-05-2015


“Ahmet Dursun Seba gitsin” diye

bağırılırken tribündeydim ve 20 yaşındaydım.

Hayatım boyunca unutamayacağım

bir utanç sahnesiydi. Sessiz kaldım.

Üzerinden 16 yıl geçti...

Benzer bir utancı geçtiğimiz hafta sonu Beşiktaş maçı seyrederken hissettim.

Köyiçi’de maç seyreden bir grup Beşiktaşlı Teknik Direktör Slaven Biliç’e saydırıyordu.

“Biliç’in yerine Lucescu gelecek” diyorlar.

Tesadüfe bakın... “S.... ol git luce s... ol git” diye bağırılırken de tribündeydim ve 25 yaşındaydım.

Büyük bir ayıptı ve ben yine sessiz kalmaktan başka bir şey yapamıyordum.

Biliç’in Beşiktaş kariyeri tartışılabilir...

Eleştirilebilir...

Gönderilmesini haklı ya da haksız bulabilirsiniz.

Ama Beşiktaş değerlerini bu kadar içselleştirmiş, bir değerler manzumesi olan Beşiktaşlılığa

bu denli sahip çıkmış bir adamın arkasından giderayak asla kötü konuşamazsınız.

Biz Beşiktaş’ı sevinmek için sevmedik.

Kaldıramadığı kupalar, kazanamadığı maçlar umurumda değil.

Kaldı ki bugün 5 yaşında bir Galatasaraylı çocuk 25 yaşındaki bir Beşiktaşlıdan

daha fazla şampiyonluk yaşadıysa sorumlusu Slaven Biliç değildir.

Biliyoruz ki o Beşiktaş’ı en az bizim kadar sevdi...

Oldu ya da olmadı...

Mühim değil.

Biliyoruz ki olmasını en az bizim kadar istedi ve en fazla o emek verdi.

20 yaşımda, 25 yaşımda Kapalı’da sessiz bir şekilde şahitlik etmek zorunda kaldığım bir ayıba

36 yaşımda sessiz kalmayacağım!

Havaalanında Slaven’i uğurlarken ceketimin düğmesi ilikli olacak.

Bize yaşattığı her duygu için saygıyla ve şükranla uğurlayacağım onu.

Ve nerede adı geçse...

“Slaven Biliç Beşiktaş’ın öz evladıdır...

İyi ki geldi Slaven...

İyi ki tanıdık onu...” diyeceğim.

Beşiktaş’ı tutacaksan mutlu bitmeyen sonlara alışacaksın...

Ama ayrılırken son bir kez daha dön bak bize Hoca...

Deve Erol bir pankart yapmış onu kaldıracağız seni uğurlarken...

Üzerinde ne mi yazıyor?

“Ayrılık da sevdaya dahil...”